HESOB VE ATSO’DAN GÖNÜLLÜ KAPAMA ÇAĞRISI!

HESOB VE ATSO’DAN GÖNÜLLÜ KAPAMA ÇAĞRISI!

BAŞKAN GÜZEL:ENGELLİLERE POZİTİF AYRIMCILIK UYGULANARAK YAŞAM KALİTELERİNİN…

BAŞKAN GÜZEL:ENGELLİLERE POZİTİF AYRIMCILIK UYGULANARAK YAŞAM KALİTELERİNİN…

PALANDÖKEN:ESNAFIMIZ ÇOK ZOR GÜNLER GEÇİRİYOR!

PALANDÖKEN:ESNAFIMIZ ÇOK ZOR GÜNLER GEÇİRİYOR!

Hayata Engelli Bireylerin Penceresinden Bakmak…

Hayata Engelli Bireylerin Penceresinden Bakmak…

CUMARTESİ-PAZAR ARTIK EVLERİMİZDEYİZ!

CUMARTESİ-PAZAR ARTIK EVLERİMİZDEYİZ!

Soru sormak yeterli değil…Sorduğumuza dürüst müyüz?
  • TamerYAZAR
    • Tamer YAZAR
    • tamer@sonsuzhaber.net
    • 4 Mart 2019 - 03:09:01

Bunu niye sordum ?
Sanırım dürüst değiliz, bundan !

Geçen gün buna dair bir şey okudum…

Ardından düşündüm, kendi sorularımı en çok da…

Ve o sorulara verdiğim cevapları…

Kendi cevaplarımı…

Sanırım insan, kendi sorularına bile dürüst cevaplar veremiyor, bunu anladım… Haklısınız aslında ! Düşünmekten ve olanı sorgulamaktan korkan bir memlekette SORU SORMAK zaten başlı başına önemli bir işken, bir de o soruya en cesurundan cevap eklemek kolay mı ? Değil ! Hele ki her cevap YÜZLEŞMEK anlamına geliyorken ! Ve her yüzleşme, beraberinde UTANÇ taşıyorken !

Vicdani UTANÇ benimkisi !

Peki, okuduğum şey mi ?


Hakikaten, insanın kendine soru sorması ne de anlamsızdır… Kendinize soru sorabilirsiniz, ancak asla doğru yanıtı veremezsiniz… Daha doğrusu, yanıtın doğru olup olmadığını bilemezsiniz… Çünkü insan, kendi sorusunu aşabilecek bir varlık değil !

Cevaplardan mı korkuyoruz ?
Belki asıl olanı görmekten…
Asıl olanı duymaktan…

En çok da…

Unuttuğumuz KUL HAKKI denen şeyden…

DİN denen olgunun bu kadar yükseltildiği bir coğrafyada buna dair olanı unutmak, garip !

Sizi bilmem ama, ben rahatsızım…
Gördüklerimden, duyduklarımdan, bildiklerimden…

Bu kadar çok şey yazma sebebim de bundan…
Bu sayfanın özgürlüğünde yorgun hissetmem de…

Geçen güne dair okumalarıma takılan da bu oldu… Eleştirmeye gelince herkesin ASLAN kesildiği bir memlekette, kimsenin İĞNE – ÇUVALDIZ hikâyesinde durma gereği bile duymadığını izlerken, hissettiğim şey bu oldu…

Buna dair söylenen mi ?


Kul hakkıyla gitmeyecektik oysa… Avuç içi kadar yürekleri temiz tutmaya mı gücümüz yetmedi, yoksa yaşayabilmek için kirlenmek mi gerekti, bilemedik !

Peki ya günah neydi ? Yürekte onca yara, yokluk ve cehennem barındırıyorken, taşıyabiliyorken, belin bükülürken bile gülümseyebiliyorken, hayata inat ! Günah neydi ? Elin uzandığı, dilin yaraladığı, tenin dokunduğu, aklının sakladığı…

Günah, yüreğinden geçendi… Günah ateşi, en çok seni yakan, kendi büyüttüğün cehennemindi… Günah, kendine olan öfkeni rabbin bilirken, ondan saklayabileceğini sanarak aynaya bakmadığın, ama bir başkasında kınadığın şeydi !

Kul hakkıyla gitmeyecektik oysa…
Herkes bir vebal taşıyor boynunda…

Sanırım, tam da bu noktada durabilmek için özgür olmak gerekiyor… Peki, NASIL OLURUZ, biliyor muyuz ? Aristo “düşünerek” der, Nietzche “kendin kalarak”, Platon “öğrenerek,” Camus “başkaldırarak”, Sartre “eyleme geçerek”, İbn Rüşd “vicdanlı olarak”, Farabi “kalbine kulak vererek” ve Hz. Ali de “minnet etmeyerek”…

Şimdi düşünün…
Özgürlüğünüzü düşünün…
Ardından da biriken günahlarınızı…

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz